Doğduğum kentin sokakları bana yabancı ve yalnızım. Zamanı avarece doldurmaya çalışıyorum. Bütün acılarımın gömüldüğü kent bana uzak. Sürekli özlemini duyduğum ancak, uzun süreli kalışlarımın işkenceye dönüştüğü, en yakınlarımı yitirdiğim kentin aydınlık yüzünü görmek birazcık rahatlatıyor. Rutinin dışına çıkmayan gelişlerimi olağan seyrinden uzaklaştır-manın zamanı gelmişti. Yaşamın anlamını unutalı yıllar olmuştu. Okşanmaya muhtaç ruhumu, boş yüreğimi sevgiyle yoğurmaya hasretken kentimden kopuşum beni umutsuzluğa sürüklüyor. Zamanı tükettikçe uzaklaştım kentimin havasından, sokaklarından, insanlarından. Köklerimin kentinden bir dal gibi savrulmanın hüznü beni yoruyordu. Dalgın, bitkin ve yorgundum.
Bahar'la yapacağımız kısa süreli gezintilerdeki tartışmalarda öykülerimdeki kahramanlarımı sevimli, mizahi yönleriyle tanıtmamın daha iyi olacağını söylemişti. Kafamı uzun süre bu düşünce meşgul etti. Ancak, bütün sonuçlar beni yalnızlığın ve acının derinliklerine sürükledi. Mizahın bir maskeden farksız olduğuna inanıyorum. Aptalca, safça günlük yaşamın gürültüleri arasında umut gülücükleri dağıtmanın kimselere yararı olmayacağını düşünüyorum. Bahar'ın iyimserliğine ortak olma isteklerim duvarlara çarpıp bana acı olarak geri dönüyor. Bahar'ın acıyla yoğrulan beyninde, yüreğinde, ruhunda küçükte olsa iyimserlik ışıltılarının gizlenmiş olmasına şaşırıyorum. Bu olumlamanın varlığına Bahar adına seviniyorum.
Bahar, bir göçmen kuş. Yurtsuz bir sürgün. Nereye ait olduğu bilinmeyen bir yabancı. Kalabalıkların yalnızı. Gözlerini ufka dikmiş, ne zaman gerçekleşeceğini bilemediği umutlarını bekliyor. Güneşin ışıltılarının parlaklığı da aydınlanmasına yetmiyor. O, en çok yarım ayın hüznünü taşıdığına inanıyor. Yaşamla beklentiler arasındaki uçurumdan ve tezatlıktan ürküyor. Köklerinin geçmişiyle artık ilgilenecek gücü kendinde bulamıyor. Özlemlerinin ve arzularının tükendiği Rotterdam da, köklerinin savrulduğu Kırşehir de artık onu ilgilendirmiyor. Acılarını bırakacağı ve o acıların bir daha ebediyen uğramayacağı YEŞİL PASAPORTLU ruhunu aydınlatıp ısıtacak, güneşli, ıssız ve sessiz bir ada…
Sürgün olmakla yabancılaşma arasındaki ilişkiyi anlatırken gözleri buğulandı. Yalnızlaşmayla köksüzleşmeyi kıyaslarken yanaklarından süzülen gözyaşlarına engel olamadı. Yatıştırma çabalarımın bir anlamı yoktu. Sürekli içine akıttığı ve bir yaraya dönüşen, yüreğini eskiten gözyaşlarını akıtmasını buruklukla izlerken tuhaf duygulara kapıldım. Taş yüreğimin yumuşadığını hayretle gördüm, nemlenen göz kapaklarımı sildim.
Dalgın ve çok uzaklarda bir uçurumun kıyısında dolaşıyor Bahar. Yanı başımdayken çok uzaklarda. Sürüklendiği düşleri ve hayallerini paylaş dediğimde irkildi. Onları yüreğimden atalı, ruhumdan sileli asırlar oldu diyor. Ancak, yüreğimde mavinin, pembenin yeri yok diyemeyeceğim. Çünkü umutlarla dolu yüreğimin derinliklerinde her zaman yeniden filizlenen yeşilin her tonunu saklamışımdır. Alıştım böylesi bir yaşama. Veya alıştırıldım. Artık bundan sonra bunlar üzerine tartışmalara girişmek anlamsızdır. Yanıtı olmayacak sorularla nefesini tüketip, yorma, kendini diyor, takındığı hafif gülümsemesiyle. Hiçbir zaman bulamayacağım düşlerimin peşinden huzur arıyorum. Çarkları arasında ezildiğim, sahiplenmediğim diyarlara dönmek istemiyorum. Kabuslu gecelerimde. Arada karşılaşırken korkularımı bıraktığımı sandığım köleliğimin kentine de dönmek istemiyorum.
Sürgünlük kaçıştır. Geçmişten kopuş, geleceğin belirsizliğidir. Yabancılaşmak ve boynunun bükülmesidir. Yalnızlaşmayla yüzleşmektir. Köklerinden kopan ağacın çürümesidir. Yaşama kaçarken, ölümü sinsice derinden ağır ağır beklemektir. İdeallerinin kararması, umutlarının solması, düşlerinin hep yarım kalması, hayallerinin sönmesidir. İnancının ve güveninin sarsılmasıdır. Yarım kalan özlemlerin hasretliğe dönüşmesidir. Sorguladıkça yaşamını çıkmaz sokaklarla karşılaşmaktır. Yaslanmaya çalıştığı omuzların yıkıntıları altında kalma riskidir.
Sürgünlük, taşınmaz ağır bir yüktür. Zamanından önce yaşlanmaktır. Buğulu gözlerle uzaklardan gelmesini umduğu haberleri beklemektir. Ana kucağını özlerken, baba ocağını unutmaktır. Uyumsuzlukla uyum arasındaki derin çelişkidir. Ben kimim sorusunun yanıtlarıyla bir ömrü tüketmektir. Umutlar azaldıkça ruhsal çöküntüyle boğuşmaktır. İç çekişmelerin ve dış çatışmaların yoğunlaşmasıdır. Zamanından önce büyümek, zamanından önce yaşlanmak, zamanından önce tükenmektir. Hasret kaldığı toprağının kokusuyla yaşamın arasında kalmaktır.
Sürgünün sığınakları daraldıkça yaratıcılığı ve üretkenliği azalır. Sürgünün gönüllü zindanı onun mecburiyetidir. Yabancılaştıkça yalnızlaşmaktır. Yalnızlaştıkça; uzaklaşmak, unutulmaktır. Esiri olduğu korkularına yenilmektir.
Kentlerin etrafını çevreleyen varoşlardaki gettolar gönüllü veya zorunlu sürgünlerin mekanlarıdır. Kapalı yaşamların ve kutuların oluştuğu bu gettolar, patlamaya hazır birer bombadır. Sürgün bu gettolarda ortaklaştıkça öfkesini, kinini boşaltacağı merkezi hedefine alır. Çünkü sorumlular ve suçlular merkezdedir. İçe kapandıkça tutuculaşır, bağnazlaşır. Sarıldığı değerlerin egemenliğine yenik düşer. Kentleşme çabaları gettonun dayatmalarıyla sonuçsuz kalır. Özüne döndükçe öğütülür ve parçalanır. Yüreğiyle, beyniyle farklılaşır. Pusulasını yitiren kaptanın şaşkınlığıyla tesadüflere bırakır, güvenilir limanlara demirlemesini sürgün, kayıptır.
Sürgünlerle konuştukça burukluk hissediyorum. Acımayla karışık bir üzüntü. Yabancılaşmanın getirdiği bir yalnızlık. Yakınlarına duyulan kuşkunun yarattığı güvensizlik. Zamanın dışına atılan düşünceleriyle, sahte gülümsemelerimizle acımasız eleştirilerimizle yarım yürekliler… Ödenmeyecek borçlarımızla tüketiriz onları. Çözülen kökleriyle, kuruyan dallarıyla, çürüyen meyvelere dönüştükçe ruhlarını başka bedenlerde ararız.
Yabancılaşmayla yalnızlaştıkça köklerinden ve kendisinden uzaklaşır. Kimliksizdir. Nereye ait olduğu bilinmeyen ve kimselerin umursamadığı bir savrulmayı yaşar ve yaşatırız. Zaman onlardan önce tükenirken, onlar zamanın yitirilen zamanın ardından yorgun ve bitkin düşerler.
Yüzlerine baktığım her sürgünde bir karamsarlık ve çöküntü görüyorum. Her iç geçirmelerinin ardına gizlenen özlemde öfkeleri gizlidir. Kendilerine ait olmaktan çıkan hayatları çalanlara duyulan öfke ve kızgınlık. Bütün haklılıklarına rağmen, bunu giderme şansımın ve gücümün olmayışı da benim çaresizliğimdir.
Bahar'ın gözlerindeki sönüklüğü gördükçe, sözcüklerle ifade etmekte zorlandığı özlemi duydukça yüreğim daralıyor. Yalnızlık dostum sözcüklerin, yetersiz kalmasına öfkeleniyorum.
Bahar, gezgenin neresine ait olduğunu bilmediği diyarlarda sessiz yolculuklar çıkıyor sık sık. Dolaştığı her diyarda eğreti duruyor veya öyle olduğunu düşünüyor. Çözülen köküne, kırılan dallara tutunmaya çalıştıkça umutsuzca yalnızlaşıyor. Kırık kalbi, yorgun beyni ve kararan ruhuyla bitkin ve yalnız.
Bahar, öyküsüyle buluştururken beni, peşinden sürükledi. Bilinmez diyarlara yapacağımız gezintilerde tünelin ucundaki ışığı arayacağız birlikte. Karanlıkla örülü dünyasına beni ortak ederken gönüllü katlanacağım. Umudunun tükendiği yerde umutlarımın bir bölümünü bulaştırmaya çalışacağım. Ancak, gittiğim her yabancı kentte Bahar'ın yalnızlaşan yüzüyle karşılaşacağım. Derin bir hayal kırıklığı yaşayacağım. Bahar'ın yüreğini yakan, ruhunu kemiren özlemleri daha iyi anlayacağım. Yalnızlaşmanın ve yabancılaşmanın yarattığı sarsıntıları derinden hissedeceğim. Köklerimden kopmadan yaptığım gönüllü sürgünlüklerde köksüzleşmenin tahribatlarının etkileriyle yüzleşeceğim. Bu nedenle Bahar'ın açmazını tasavvur etmekte zorlanacağım. Yabancı bir kültürün içerisindeki çıkmazın sürüklediği sarsılmanın derinliğini siz okurlarımın hayal dünyasına bırakacağım.
Kırşehir'in tozlu topraklı, ıssız, karanlık bir köyünden ayrılıp kanallar kenti Rotterdam'ın parıldayan ışıkları altındaki yaşamı derin yalnızlığı ve yabancılığı örtmeye yetmemişti. Yaşından önce yaşlanan ve hüzünlü gözleriyle uzaklara dalan Bahar, acı yüklü anılarına dönmek istemiyor. Ben, onu dinledikçe kaoslarının karmaşasından yoruluyorum. Taşıyamayacağım yüklerin ağırlığı altında hissediyorum, kendimi. Zamana karşı direncimi yitiriyorum.
Bahar'ın çocuğuydu. Bahar ismini oradan aldığını söylemişti. Yoksulluğun, yokluğun ağır tahribatlar açtığı evinin ahır sekisinde başlayan yaşamının bir yaprak dökümüyle süreceğini, Güz'e dönüşeceğini bilemezdi… (SON)