Yalandan kim ölmüş. Hatırlar mısınız 2004 yılında Esnaf Odaları’nın toplantı salonunda dönemin AKP ve CHP milletvekilleri kürsüye çıkmış öyle sözler vermişlerdi ki... Küçük dilinizi dahi yutabilirdiniz. Bu açıklamalar günlerce gazetelerde manşet, TV ekranlarında baş haber oldu. Yapılan bu toplantı, TV'lerin açık oturumlarının ana konusuydu. Kırşehirli neredeyse zil takıp göbek atacaktı. İstihdam alanları yaratılıyor. Şehir yeniden kuruluyor. Yeni yeni fabrikalar kuruluyor. Kültür şehri oluyoruz. Kapadokya tarihi yeniden canlanıyor. Tüm kültür varlıklarının envanterleri gözden geçiriliyor, restorasyonlar başlıyor. Japonlara yalakalık olsun diye Atatürk'ün ismi Kaman Caddesi’nden sökülüp atılıyor. Yerine Prenses Mikasa Caddesi adı veriliyor. Kırşehir onurlanıyor. Ahlaksız tekliflerin içinde bir kent can çekişiyor. Millet ketenpereye getiriliyor.
İktidar, Türkiye genelinde bazı şehirlerde, şehirlerin 2025 imar planının yeniden yapılandırılması amacıyla kent imar plan yapımını şirketlere ihale etmişti. Bu şirketler tarafından yapılacak olan imar planlarının hedef yılı 2025 yılı sonuydu. Bu tarihe kadar şehirlerde revizyon dahil imara yönelik hiçbir uygulama yapılmayacaktı.
Ben Esnaf Odaları’nın toplantı salonunda milletvekillerinin katılımı ile yapılan toplantıya daha sonra şirketin iki kez Kırşehir Özel İdare bir kez Nevşehir Valiliği’nde yapılan imar toplantılarına katıldım. Her iki toplantıda ortak bir nokta vardı. Yeni istihdam alanları yaratılıyor, yeni iş alanları kuruluyor. Böylelikle göç önleniyordu. Nüfus artış hızları hesaplanıyordu. Yatay büyümenin yolu açılıyordu. Renkli kartonlar, haritalar duvarları süslüyor. Power poıntler perdeleri renklendiriyordu. Animasyonlar ve ağzı kalabalık laflar...
Şehir yeniden şekilleniyor, yatırımlar geliyordu. Aklımda kaldığına göre kent merkez nüfusu 2025 yılında 250 bin civarında oluyordu. Oysa bu şehir her yıl bin kişi azalıyor. Göç alıyor ve başkalaşıyor. Bu toplantıların üzerinden geçen 8 yıl içinde bu kentten 10 bin insan eksildi. Neden rakam tutmamıştı? Her iki toplantıya üst düzey bürokratlar ve siyasiler katılıyor, yanlarında gazetecileri taşıyorlardı. İhaleciler yanlarına Bakanlık temsilcilerini de almışlardı. Böylelikle onlar Belediye’den aldıkları bilgileri daha inandırıcı ve kalıcı şekille yoğurup sürüm yapıyorlardı. Hazırlamış oldukları haritada Kılıçözü Sanayi Sitesi’ni yeşil alan yapmışlardı. Üniversiteyi dağların eteklerinden Mucur'a kadar yaymışlardı. Terme Otel’de barınıyorlar. Belediye kesesinden besleniyorlar. Özel İdare sırtından seyahat ediyorlardı.
Toplantı içeriğinin ve çıkan sonuçların hayal, şehri kandırmaya yönelik bol bol reklam olduğunu o günlerde de yazdım. TV programında paylaştım.
Esnaf Odaları toplantı salonunda konuşulan uçuk kaçık projelerin yanında hayata geçirilen sadece iki adet yatırım var. Hastane ve PMYO. Siz hastanesi olmayan bir kent düşünebilir misiniz? Elbette ki hayır. PMYO için, dönem Milletvekili Hacı Turan'ın gayret ve çabalarını inkar etmek mümkün değildir. Adliye binası hiç hesapta yoktu. Zaten Adliye binasının inşaatına yönelik tüm finans ve iç mefruşatı dâhil Cezaevi gelirlerinden karşılandı ve yapıldı. Burada yapılandırılan ve konuşlandıran birimlerin tamamı resmi sıfatlı binalar. Görev yapanların tamamı atanan memurlar. İnşaatlarda bir tane Kırşehirli müteahhit yoktu. Adamlar getirildi. İhale gereği olarak kazandılar. Vergileri dâhil yanlarına alıp geldikleri yere çekip gittiler. O dönem içinde Malya'ya ait Tilki Çiftliği, Muş Milletvekili’nin kardeşine içindeki marabasıyla Kırşehir Milletvekili’nin desteğiyle devredildi. Bu konuyu gazetemin köşesine taşıdığımda Muş Milletvekili tarafından tehdit bile edildim. Onlar zannettiler ki Mustafa Bağ höt denince kuyruğunu apış arasına sıkıştıracak. Olmadı. Korkutamadılar. Ben bu yanlışı ortaya koymama rağmen, hiç kimsenin ağzından konuya yönelik tek kelime çıkmadı. Korku bu olsa gerek. Onlar her lafta Kırşehir'i çok sevdiler. Bu sevgi sepeti kafalılara o gün de, bugün de söylediğim bir sözüm var. 'Hadi be. Sen Kırşehir'i b… seviyorsun.'
Toplantılar o kadar uçuk kaçık laflarla süslenmişti ki kimseye soru sordurmuyorlardı. Onlar benim şehrimi benden daha iyi tanıdığını söylüyordular. Milletin parası bir şekilde bu imar planlamacılarına da aktarıldı. Yediler. İçtiler. Paralarını ceplerine koyup bu şehirden çekip gittiler.
Her iki toplantıda ortak bir yalan vardı.
Neydi bu şehre söylenen yalan? TREN gelecek yalanıydı. Aradan 8 yıl geçti. Yalanların üstü küllendi. Yalanları söyleyenler bu kente efendilik edip çekip gittiler. Onlar şimdi neredeler dersiniz!
Ben şimdi eskimiş bulamaca neden su kattım? Ulaştırma Bakanı iki gün önce açıkladı… Yozgat'a HIZLI TREN geliyor. Benim Milletvekillerim ne düşünüyor? Birisinin hayvan entegre planı ve projelendirilmiş teşvikler kafasını meşgul ediyor da! Ya diğerinin kafasını ne meşgul ediyor?
'Kara tren gecikir belki hiç gelmez
Dağlarda salınır da derdimi bilmez
Dumanın savurur halimi görmez
Gam dolar yüreğim gözyaşım dinmez…'
Yalanlarla avutulduk. Bilmişler tarafından susturulduk. Kentin içine edenler. Kente hizmet edeceğim diyerek kentin koltuğuna oturup saltanat sürenler. Tembeller sürüsü. Hırsızlar sürüsü. Çıkar çeteleri. Bir bir alıp bu kentten çekip gidiyorlar.
'Devletin memurunu azarladı' diye siyasetçiye kızıyoruz. İyi yapıyorlar. Âlâ yapıyorlar. Çalışmayanın boyunun ölçüsü işte böyle alınır. Bu iş badem bıyık bırakmayla olmuyor demek ki. Ben o siyasetçiyi kutluyorum.
Benim elime geçen bir not var. Sorularım çok basit ve çok kolay. Sağlık İl Müdürü tarafından açıklanmasında mahsur yoktur zira. Yapacağınız açıklama zinhar devlet sırrı değildir. Üstelik Bilgi Edinme Yasası’na da uygundur. Adı döner olan ve dağıtılan paralara yöneliktir sorularım. Dağıttığınız bu para bu milletin parası. Bizim cebimizden çekilen o paranın milletin sırtından soyulan refah payını öğrenmek gibi bir hakkımız var sanırım. Atalarımız ne demiş. “Keser DÖNER. Sap DÖNER. Gün gelir hesabı sorulur elbet!”
Sağlık İl Müdürlüğü, döner sermaye paylaşımını neye göre yapıyorsunuz? Kaynağı neresi? Kim veya kimler! Ödemelerinizi kaç ayda bir yapıyorsunuz? Paylaşımdaki kural nedir? Bu paradan yatırıma pay ayrılıyor mu? Ayrılıyorsa ne kadar? Ayrılan parayla ne yapıyorsunuz? Döner sermaye artımları neye göre yapılıyor? Artışlar memur zamlarına göre mi? Enflasyon artışına göre mi? Yoksa hasta yoğunluğuna göre mi? Bu payda ödediğiniz tavan ve taban limit ne kadar? Bu döner koyun etinden mi, sığır etinden mi, yoksa kıymadan mı ya da kalp hastalıklarına uygun olsun diye tavuk etinden mi? Yağ oranları nasıl ayarlanıyor dersiniz!
Bu kentin Sağlık Müdürü, Hastane Baştabibi, uzman hekim, pratisyen hekim, sağlık memuru, yüksek hemşire, hemşire, ebe, idari memurlar ve üniversiteden kimler pay alıyorlar? Bu soruların cevabı çok kolay yasalara da uygun. Hem Allah'ın bildiğini, birtakım ayrıcalıklı kulların yediğini, diğer kullardan saklamanın mantığı var mı? Umarım en azından yasayı ciddiye alır doğru açıklamayı yaparsınız.
Gelelim üniversiteye. Elimde bu döner sermayeden pay alanların aldıkları pay miktarları var! Ben bu ödemelerin gerçeklik payını ve kıyas tablosunu yapmak istiyorum. BİZİ NE KADAR ÖPÜYORSUNUZ anlayalım.
İddiaya göre; Rektör 10.700,00, Rektör Yardımcısı 4.500,00, Sekreter 2.000,00, unvanları belli olmayan dört ayrıcalıklı personel 500,00 Türk Lirası. Kısaca Araştırma Hastanesi yasalar çerçevesinde Ahi Evran Üniversitesi’ndeki beylere toplam her ay 19.200,00 lira ödüyor mu? Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bu ödemelerin mutlaka yasal kulpu vardır.
Devlet görevlendirdiği, görev verdiği her personeline yaptığı işin karşılığı çalışsın veya çalışmasın bir para veriyor. Verilen bu miktarlar biraz doğruysa! Benim biraz ağrıma gidiyor. Toplumun refah payının hunharca dağıtılmış olmasında Sosyal Devlet kavramı olamaz. Sizler Cumhurbaşkanı mısınız? Maaş ve artı döner sermaye. Adını aldığınız Ahi Evran-ı Veli’yi iyi özümseyiniz. Belki hak etmeden aldığınız bu paralarda yetim hakkı, kul hakkı olduğunu düşünürsünüz. Ahi Evran-ı Veli der ki, “Ey oğul haram lokma helal kursağa düşmez…” Bu özlü sözden sizler ne anladınız bilmem. Ben çok şey anladığım için tüm bunları yazıyorum. İsterseniz bu sözü, 'helal lokma helal kursağa' veya 'haram lokma haram kursağa düşer' diye yorumlayabilirsiniz. Ya da 'helâlı harama' karıştırmayın. Tüm bu yazılıp çizilenlere boş verip söylentilere kulak tıkayıp kalan üç yılın tadını çıkartmaya bakın ve diğeri gibi 'it ürür kervan yürür' deyin olup bitsin. Aldığınız promosyon saltanatıyla kime, kimlere, nasıl hizmet ürettiğinizi, bu kente ne kadar hizmet ürettiğinizi de sizlerle paylaşacağım.
Boy abdesti almamış bir üniversite hâlâ kirli çarşafların üzerinde... Yalan mı? Mesai mefhumu tanımıyor, toplantıları yarıda bırakıp Cuma namazını eda etmek için camilere koşuyor. Koşmadan üst bürokratlarla iştira edip hangi camide buluşalım görüşmesi de yapıyormuşsunuz. Pek ala. Pek hoş da. Kirli çarşaflar ne olacak? Tam mesai ücreti alıyorsunuz! Bu çarşafları yazacak daha üç yılımız var. Umarım birileri natürel bir deterjan bulur da bu kirlilik temizlenir! Çevre için kimyasallardan uzak durmak gerekir. Bu üniversitede bilim adamları ihale yapıyorsa, idari personelinde bilim yapması gerekmez mi? Haydi memurlar derse. Konumuz Hamdullahlar!
Hamdullahlara sözüm var.
Not: Hamdullahlar şehrinden. “Hamdullahlar bugün Allah rızası için ne kadar rüşvet aldınız?” bu notu konusu farklı olsun, olmasın her köşe yazımın altında göreceksiniz.