Dindarlıktan kasıt nedir? Kim neyi kasteder? Elbette siyasi yelpazenin farklı noktalarında bulunan, hatta aynı paralelde, ama farklı tonlarda bulunanların dahi din anlayışı farklıdır. Din anlayışı farklı olanların dindarlık anlayışı da elbette başka başka olacaktır. Din anlayışında herkesin farklı düşündüğü bir zamanda dindarlık da elbette farklı olacaktır. Bu “Kur’an'daki İslam” diyerek sünnete önem vermeyen anlayıştan “vahhabi İslam” anlayışına,”Emevi Arap İslam”ından “dinde reformcular”ın İslam'ına kadar pek çok din anlayışı vardır. Hatta bağlı bulunulan yerin, üstadın, rehberin adına ve yerine göre bunların hangisi ideal dindardır bilinmez. Hatta birinin diğerini dinsizlikle suçladığı ortamda hangi dindarlık acaba? Bu gruplardan birine mensup olan diğerini dindar değil, dinsizlikle suçlamaktadır. Şayet siyasi anlayışa göre bir dindarlık hedefte ise orada da ton farkları bile diğerini din dairesinin dışında kabul ederken hangi tonda bir dindarlık olabilir? Hatta bir solcu sosyolog “arabesk İslam, halk İslam'ı” diye ikiye ayırıyor.
Dindar gençlik, yerine dürüst gençlik yetiştirilmelidir. İşte hem dindar, hem partizan, hem cemaat ehli, hem mücahit bir Yimpaş hadisesi… İntihar edenden, kafayı bozana, boşanandan ailesini katledene, pek çok insanı din ile kandırıp perişan edenlerin saltanatı... Bu ağlayan timsahlar dün din adına inandıkları bu adamlara kanan da, kandıran da dindardı. Deniz Feneri ayrı bir sahtekarlık. Hani yüce yaradan “Kul hakkıyla gelmeyiniz” buyuruyordu, nerede kaldı kul hakkı? Bu mu dindarlık? Eğer yetiştireceğiniz adamlar böyle dindar olacaksa olmasın öyle dindarlık, kökü kurusun böyle dindarların. Bir dindar işadamı derneğinin eski başkanı Konya'da “İstediğiniz kadar kredi alınız faizden korkmayınız faizinin günahı benim boynuma” diyorsa, Deniz Feneri’nde ve Yimpaş'taki gibi hedef devlet ise ALLAH da onlara layıklarını veriyor. İhraç edeceği malın yerine ot doldurarak sahtekarlık yapan, bunu ihbar eden gümrükçüyü hayatından bezdiren adam hangi dindarlığın temsilcisidir acaba? Kur’an'daki “Sizin dininiz size, benim dinim bana” hükmü gereği bu anlayıştaki-lerin dindarlığı da, dini de onların olsun bize dupduru ilahi din gerçek İslam bize yeterlidir. Türkiye'deki bankaları hortumlayanların büyük çoğunluğu dindarlardır. Bu mu yetiştirilecek olan dindar nesil? Her türlü karaborsa, tefecilik, mafyacılık dolandırıcılık yapan adamlara nasıl dindar denilir? Böyle dindarı da, böylesi dindarlık anlayışını da kabul etmemiz mümkün değildir.
Bir başka dindar neslin altın halkası (!) kendisine “dönek” denilmesinden mutlu olan bu malum adama aynı anlama gelen “mürted” deseniz belki kızar. Bir diğer dindar nesil, dindar siyasetçisi de “her Müslüman'da biraz solculuk vardır” yumurtlamasını yaparken unuttuğu bir yüceliği kendileri yüce olmadıkları için bilemezler. O yücelik her Müslüman'da biraz solculuk değil, her solcuda biraz İslam nüvesi vardır” dese bu defa da ateist solcu buna itiraz edecektir. Başka biri, dindar neslin bulunmaz kumaşı da şimdi bakan yardımcısıdır. Kırk üç milyara A8 araba kiralanmasını istiyor. Hani yetim malına dikkat edecektiniz? Hani bir izansızın hanımı da devletin konutunu üç trilyon masrafla değiştiriyor, ama içinde de oturmuyor. Bu mu dindar nesil? Bu sosyete aşığı hovardalık delisi adam da hem dindar, hem dindarlık iddiasındakilerin amansız savaşçısıyken şimdi o günlerden pişmandır. Çünkü eski dindar olduğu, din için savaştığı günlerdeki anlayışından pişmandır. Demek ki dindarlık anlayışı sonunda pişmanlığa varan kısır bir süreç. Elbette bu onların dindarlık anlayışı. Gerçek dindarlara saygı sonsuzdur. Zaten gerçek dindar bunların yaptıklarını yapmaz, bu aşağılıklara tenezzül etmez. Yani içinde bulunduğu batağı dün dindarlık olan, ancak bugün magazin basınının malzemesi olan bu yaratıklara dindar denilemez, ama bunlar bir zamanlar en ileri noktadaki müca-hitler, şimdi mücahitlik yapmaktan zevk alıyorlar.
Dürüstlük bitmez, tükenmez bir hazinedir. Dindar olmakla veya “dindar” denilmekle cenneti garantilediğini zanneden ahmaklar, ahlakta sınır tanımamaktadırlar. Oysa İslam, ahlak dinidir. Peygamberimiz de, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurarak ahlaksızın dindarlığını yok saymış, dindarın da ahlaksız olamayacağını ifade etmek istemiştir.
Çocuklarımıza ilkokuldan itibaren irtikap, zimmet, devlet malının mukaddesliği, haram, haksız kazanç gibi ahlaki olmayan hususlarla helal kazancın mukaddesliği anlatılmalıdır ki kendi emeği olmadan elde edeceği malın zıkkım olduğu, karnını zehirle doldurmak olduğu anlatılmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu bir adamını Hacıbektaş'a alevi dedelerinin icazet aldıkları dede başına gönderir. “Onu ailesi ile beraber hacca misafirimiz olarak götürelim” teklifinde bulunur. Dede efendi, “Biz çocuklarımıza alın teriniz olmayan, emeğinizle kazanmadığınız her şey haramdır yemeyiniz’ deriz. Sizin bu teklifiniz helal midir?” der. Muhatabı hoca da, “Helal diyemem. Çünkü biz bu parayı hacı adaylarından rızaları dışında alıyoruz ki bu işlerde kullanmak üzere” der. Dede efendi ise, “Bizim kendi paramızla götürürseniz, hanımla da konuşalım anlaşırsak sizi ararız” der. Hoca Sayın Bardakoğlu'na durumu anlatır. Sayın Bardakoğlu, “Bak sen şu dürüstlüğe. Keşke bütün müftülerimiz bu kadar dürüst olabilseler” der. İşte size bir dindar nesil profili daha. O müftülerin ne müthiş suiistimal hikayeleri var ki anlatmakla bitmez. Hac işlerinde döndüğü söylenenlerin, olanların nasıl hesabını verirler acaba bu dindar nesil?
Cübbeli de dindardı. Mudanya sapığı da dindardı ve dincilerin en çok okuduğu, en çok takip ettiği, en çok peşinden gittiği insanlardır. Böyle dindarlık kimin defterinde varsa onun olsun. Bu adamlardan daha beterini adına şeyh, rehber, üstad ne derlerse desinler bu sapıkların anlattıkları, yaptıkları sayfalar sığmayacak kadar uzun edep dışı hikayelerdir. Böyle bir dindarlığı da onların yetiştirdiği dindar nesli de istemiyoruz.
1940'lı yılların başında da Milli Şef, “köyleri kurtaracak, ilerici, demokrat öğretmen” yetiştirmek için Köy Enstitülerini kurdular. Amaç özel olarak yetiştirilen bu adamların köyü ve köylüyü kurtarması idi. Ancak çıka çıka adeta standart üretim yaparcasına, çok az bir imalat hatası olma-sına rağmen büyük çoğunluğu “Halk Partisi’nin militanı, partizan adamlar” yetişti. Ne köye faydaları oldu, ne köylüye sadece partiye militan yetiştirdiler. Zaten köylü de sevmedi bu adamları. Şayet AKP’nin de yetiştireceği dindar nesil, “paranın rengi ve milleti, menşei olmaz” deyip “çalmakta, soyup soğana çevirmekte hiç elleri titremiyor, tüyleri ürpermiyor, bu da yetim malı garip gureba malı” demeyecekse onlara dindar nesil değil, hırsız nesil denilebilir. Onlar ancak AKP militanı, partizanı, AKP dindarı nesil olabilir.
Memleketin dindar nesle değil, dürüst nesle ihtiyacı var. O zaman zaten dürüstlüğün sonucu dindar olacaktır o adam. İşte bir dürüst adam ile dindar adam hikayesi. Bizzat yaşadım şahit oldum.
Özbekistan'da başkent Taşkent'te hava alanına gideceğim. Bulunduğum yerden havaalanı yüz elli som. İlk durdurduğum taksici Özbek, “Dört yüz som” istedi. Pazarlıkla üç yüze indi.
“Size yahşi bir Türk kaseti de işittiremen iki yüz elli olsun” dedi. O gitti az sonra bir başka taksici geldi. Bir Rus... “Aparat var mı” dedim. Taksimetre... “Aparat yok, ama havaalanına yüz elli yazar” dedi. İşte dürüst bir Rus ile dindar bir adamın hikayesi.
Dindar nesilden çok dürüst nesle ihtiyacımız var.